CoMBeKi PaYLaŞıM ALaNı - vBulletin

Toplam 1 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 1 arasi kadar sonuc gösteriliyor

Duygusal Hikayeler

Duygusal Hikayeleri Burada Paylaşabilirsiniz..

  1. #1
    Status : Nahit isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Nisan.2009
    Mesajlar : 3.571
    Tecrübe Puanı : 9
    Array

    AKLIMDASIN biraz uzun ama gerçekten okumaya değer....

    Tüm kadın ayakkabısı fırsatları için tıklayın !

    Gizli Alanların Açılması İçin Üye iseniz, Giriş Yapmalısınız.. Henüz Üye Olmadıysanız Buradan Üye Olabilirsiniz.
    Başımdan geçen ilginç bir aşk öyküsünü anlatmak istiyorum.
    http://www.combeki.net/forum - AKLIMDASIN biraz uzun ama gerçekten okumaya değer....
    Üniversite 2.sınıfa gidiyordum. Gençlik bu ya başımda kavak

    yelleri

    esiyor.

    Zaman ise benim geleceğin en büyük gazetecilerinden biri olmam için

    geçiyor gibime geliyordu. Geliyordu ama ben derslerden çok arkadaşlarla

    üniversite binamızın içerisindeki sahalarda ve ağaçların arasında top

    oynamayı gezmeyi ve arkadaşlarla sohbet etmeyi tercih ediyordum.

    Ama itiraf edeyim özellikle bahar aylarında etraftaki değişimleri

    yeşillikleri geleceğin büyük gazetecisi gözüyle de izliyordum. Eh gözleme

    yeteneğin olacak ve tabiattaki güzellikleri –bayanları- göreceksin de

    şairlik taslamayacaksın aşık olmayacaksın olur mu?

    “Öğrenci dediğin fotokopisinden belli olur”

    “Fotokopisiz öğrenci meyvasız

    ağaca benzer” öğrenci atasözleri uyarınca vize dönemlerinden bir ay

    önce

    gördüğümüz derslerin notlarının fotokopilerini bulup almak için Azim

    Fotokopi’ye gittim. Azim Fotokopi hemen hemen bizde ki bütün derslerin

    dönem içindeki notlarının fotokopilerini çoğaltır ve satardı. Orada

    fotokopileri alırken yanımda bizim birinci sınıfta gördüğümüz bir dersin

    fotokopisinin olup olmadığını soran bir kız vardı. Fotokopiciden o dersin

    notlarının olmadığını öğrenince oldukça üzüldüğünü gördüm. İçimdeki

    yardımseverlik duyguları kabardı. Belirtmeliyim ki genellikle güzel

    bayanlara karşı her zaman yardımseverimdir. Kıza dönerek:

    - “Her halde İletişim Fakültesinde okuyorsunuz” dedim.

    - “Evet” dedi.

    - “Bizim geçen yıl gördüğümüz Gazete Yazı Türleri dersinin

    fotokopileri

    bende hala duruyor. İsterseniz onları size ben temin ederim”dedim.

    - “Ah size zahmet olmasın?” dedi.

    - “Yok canım ne zahmeti” dedim.

    Sonra oradan beraberce konuşarak çıktık. Yolda adını söyledi:

    Figen’miş. Neyse biz

    böylece tanışmış olduk.

    Ertesi gün ders notlarını ona verdim. Kız beni çok etkilemişti. Bir içim

    su derler

    ya öyleydi. Tabii beni çok etkilediği içinde bana öyle gelmiş olabilir.

    Neyse... Bu

    yardım severliğimin karşılığında kız beni ne zaman görse hemen yanıma gelmeye

    başladı. Diğer arkadaşlarımla da tanıştırdım onu. Artık çok samimi olmuştuk.

    Olmuştuk olmasına ama kıza da tutulmuştum.

    Ne yapmalıydım... Düşünüyordum ama bir türlü de karar veremiyordum. Şimdi

    kıza

    arkadaşlık teklif etsem yardım etmemin karşılığında ondan faydalanmak

    istediğimi

    düşünebilirdi. Ayrıca arkadaşlık teklif etmemin diğer arkadaşlarımın hele

    hele

    Osman’ın kulağına gitmesi... Aman aman ölsem daha iyi. Çünkü bizim

    arkadaş

    gurubumuzun arasında şöyle bir beddua vardı: “Allah seni

    Osman’ın medyatik diline

    düşürsün de manşetlerden inme emi !”

    Çok düşündüm bir karar veremedim. En sonunda ona aşkımı mektupla ilan

    etmeye karar

    verdim. Bu amaçla oturdum ve usturuplu bir aşk mektubu yazdım.

    “Bu mektubu kaldığım yerin soğuk duvarlarını ısıtmaya çalışan

    yüreğimin her atışında

    ismini hatırlatan sıcaklığında yazıyorum. Bir melankoni içerisinde yazmaya

    çalıştığım bu satırlar daha çok seven yüreğimin sevilme mutluluğunu

    yakalaması için

    çabalaması ve belki de karşılıksız bir sevda bataklığına nasıl

    gömüldüğünün ifadesi.

    Acaba Figen; senin o melekler kadar güzel olarak tasavvur ettiğim hayalini

    gönlümden

    silip atsam mı diyorum. Yazık olmaz mı sorusu aklıma geliyor. Yazık olmaz

    mı aşkıma?

    Acaba unutsam sana karşı hissettiklerimi hiçbir şey yaşanmamış gibi acaba

    bir anda

    geçen onca zamanın ötesine gidebilir miyim?

    Yakalanan bir kuşun esaretten kurtulmak için çırpınması gibi seni görünce

    çırpınan

    kalbimin atışlarını yüzümün her kızarışını benim sana olan tutkumu tavır

    ve yüz

    ifademden heyecanımdan titrememden anlamandan duyduğum korkuları...

    unutsam mı?

    Böyle bir şey mümkün olsa bile herhalde yaşadığım onca duyguyu bir anda

    jiletle

    kazıyıp söker gibi atamam atmam.

    Çevremde çok pişkin yüzsüz her şeyi çok rahat ifade edebilen biri olarak

    görülmeme

    rağmen aslında sevdiğine karşı aşkını ve duygularını ifadeden bile çekinen

    utangaç

    yapıda biri olarak sevgimi yazı ile belirtme ihtiyacı duydum.

    Sana olan sevgimi hoş karşılaman dileğiyle...”

    “Yakın çevrenden biri”

    Mektubu daktilo ile yazdıktan sonra bir zarfa yerleştirdim.

    Figen’in de

    aralarında bulunduğu arkadaşlarla okulun önünde sohbet ederken lavaboya

    gitme bahanesiyle gidip sınıfta Figen’in ders notlarını tuttuğu

    ajandanın

    içine koydum ve sonucu beklemeye başladım.

    Ertesi gün üniversitenin ana binasında bulunan yemekhaneye giderken Figen

    bir ara

    yanıma yaklaştı ve:

    - “Yükselciğim san bir şey söyleyeceğim ama aramızda kalsın.

    Aramızdaki samimiyetten

    bir tek sana söylüyorum” dedi ve devam etti “Yahu dangalağın

    bir bana bir mektup

    göndermiş” dedi.

    - “Şaka mı yapmış mektupta?” diye sordum.

    - “Şaka mı bilmiyorum ama mektupta bana tutulduğunu aşık

    olduğunu...

    falan filan yazmış işte. Yani oldukça duygulu bir dille bana ilan-ı aşk

    ediyor

    herif” dedi. Ben de:

    - “Peki kim bu herif”dedim.

    - “Ne bileyim ismini yazmamış ki! Ama

    yazdıklarından bir

    şeyler çıkarmaya çalışıyorum. Bir iki tahminim de var” deyince

    heyecanlanarak;

    - “Peki kim olabilir” diye sordum.

    - “Tahminime göre bizim gruptakilerden biri ve...

    Neyse ismini

    de sonra öğrenirsin Yüksel” dediği sırada diğer arkadaşların da

    yanımıza gelmesiyle

    sözünü keserek onlarla konuşmaya başladı.

    Beni bir merak sarmaya başlamıştı. Acaba tahmini ben miydim de

    tavırlarımdan öğrenmek için konuyu bana açmıştı. Anlamış mıydı acaba...

    İçim içimi kemiriyordu; mektup yazmasa mıydım. Eğer gerçekten benim

    yazdığımı anlamışsa ve benimle bir daha konuşmazsa ne yapardım. Belki hem

    bir arkadaşı yitirecektim hem de sevdiğim kızı.

    Bu arada şeytan da dürtüyordu beni bir mektup daha yaz diye. Bu

    sefer

    duygularımı daha açık belirtecektim. Bu düşüncelerle tekrar daktilonun

    başına geçerek yazmaya başladım:

    “Figen; şu an sana söylemek istediğim ama

    söyleyemediğim duygular

    var ya o duyguları sana bir sahilde hafif bir yağmur çisiltisi

    altında ıslanırken ve deniz dalgalarının martı sesleriyle

    birleşerek oluşturduğu o nefis fon müziği eşliğinde dans ederken

    söylemek isterdim.

    Bilmem sen hiç birşeyi pek çok şeyi kaybetme pahasına daha doğrusu

    yüreğin

    pahasına satın almak ister misin? Bil ki ben yüreğimi sana senin için

    satmaya hazırım.

    Keşke sana olan aşkımı seni görünce hissettiğim duyguları gözlerinin

    derinliklerinde köşe kapmaca oynarken anlatsaydım. Acaba anlatabilir miydim?

    İnsanlar madde ve mana arasında denizde salınan tekneler misali

    gelip

    giderken; ben kendimi sevdama kucak açmış senin gönül limanında demirlemiş

    olarak bulmak isterdim. Sana bağlanmak sarılmak ve ..

    Hayali bile yaşadığım hayatın sahte yaşantısından daha gerçek ve daha güzel.

    Mektubuma çok sevdiğim güzel bir söz ile son vermek istiyorum:

    “Sevsen

    sevilsen ve sevilebilir olsan”

    Beni sevilebilir biri olarak görmen dileğimle...

    “Yakın Çevrenden Biri”

    Mektubuma ek olarak da “Figen’e” diye ithaf

    ederek yazdığım:

    AKLIMDASIN

    Papatya açmış kırlardan

    Peygamber çiçeklerinin sarısından

    Kekik otlarının kokusundan

    Doyasıya içime çektiğim sen!

    Belki değilsin belki farkındasın

    Sen benim hep aklımdasın

    Turnalarla gönderdim sana

    Gönlümde yetiştirdiğim gülleri

    Yalancı gönüllerde

    Karanlık tünellerde

    Aşkı aramaya çalışırken sen

    Senin aşkını hayat gibi yaşardım ben

    Belki aşkıma uzaksın belki yakındasın

    Sen bilmesen de hep benim aklımdasın !

    Şiirimi de zarfa koyarak bu sefer postaladım.

    Ertesi günde dedemin vefat ettiği haberi geldi. Alel acele

    Gümüşhane’ye

    gitmek zorunda kaldım. Bir hafta sonra döndüm ve okula gittim. Figen beni

    görünce hemen gülerek yanıma geldi ve:

    - “Yüksel hani bana biri aşk mektubu yazıyor demiştim ya

    işte ondan ikinci

    bir mektup daha geldi. Bir de bana ithaf ederek yazdığı şiirini koymuş. Çok

    etkilendim.”

    - “Peki kim olduğunu bulabildin mi?” diye sordum. O da:

    - “Sana bir iki tahminim var diyordum ya... Artık emin

    oldum.”

    - “Emin mi oldun peki kim?” diye heyecanla sordum

    - “Hiç tahmin edemezsin... Osman!” dedi.

    - “Osman mı?” dedim şaşırarak

    - “Tabii... Yakın çevremden biri çok pişkin

    yüzsüz her şeyi

    çok rahat ifade edebilen biri olarak görünen başka kim olabilir?”

    deyince şaşkın

    yıkılmış bir ifade ile:

    - “Çok şaşırdım” dedim.

    - “Şaşır şaşır ... Dahası var. Emin olunca ben

    gittim ona

    ondan hoşlandığımı belirttim. Yazdıkları beni çok etkilemişti. Ayrıca çok

    utangaç

    ona kalırsa bana hiç açılamayacak ve beni sevdiğini söyleyemeyecek... Bu

    sebeple ona

    ben açıldım. O da benden hoşlandığını fakat benim seninle olan

    diyalogumuzdan ve

    samimiyetimizden dolayı ikimizin arasında bir şey olduğunu sandığından bana

    açılamadığını söyledi. Düşünebiliyor musun ayrıca ikimizin arasında bir

    şey var

    sanıyormuş” dedi.

    Çok şaşırmıştım. Ne diyeceğimi bilemiyordum. Sonunda;

    - “Senin adına sevindim. Nihayetinde sana mektupları yazanı

    da bulmuş oldun

    böylece” dedim ve yanından ayrıldım.

    Bir yanda sevdiğim kız Figen diğer yanda en yakın arkadaşlarımdan Osman

    vardı. Ve

    ikisi de benim aşk mektuplarım sonucu... Tam bir çöküntü içerisindeydim ne

    yapacağımı bilemiyordum. Bu hal içinde iki hafta okula gitmedim hatta

    gidemedim.

    İki hafta kadar sonra okula gidince bu sefer Figen ve Osman bir

    ara yanıma

    geldiler. Osman bana:

    - “Yüksel seni yemeğe götürüyoruz. Orada sana bir de

    süprizimiz var” dedi.

    Ben de:

    - “Osmancığım bugün olmasa” deyince Figen:

    - “İtiraz etme hakkın yok. Çünkü seni son zamanlarda

    hiç göremiyoruz.

    Okula uğramıyorsun bile” dedi ve kolumdan çekerek dışarı doğru

    sürükledi.

    Benim isteğim üzerine Karadeniz Pidecisine gittik. Yemek

    siparişini verdik.

    Bu arada ben sohbet esnasında elimden geldiğince espiri yapmaya güleç

    olmaya çalışıyordum.

    Konuşma esnasında Figen bir ara bana dönerek:

    - “Sana bir srprizimiz var demişti ya Osman; şimdi onu

    söyleyeceğim sana.

    Biz Osman’la nişanlandık. Osman’ın romantik duygusal

    mektuplarına dayanamadım. Ben

    de ona duygusal olarak karşılık verdim ve...” derken Osman söze

    girerek:

    - “Ne saçmalıyorsun ne romantik duygusal

    mektupları...” diye Figen’in

    sözünü kesince ben de Osman’ın sözünün devamını getirmesine fırsat

    vermeden hemen

    sözünü kesmek ihtiyacını hissettim:

    - “Demek ki Figen sendeki romantik duygusal

    yönleri keşfetmiş

    ve sana tutulmuş. Çok şanslısın Osman; Figen’in kıymetini

    bil” dedim.

    Yemekten sonra Osman’ın ellerini yıkamak için lavaboya

    gittiği sırada

    masadaki peçeteyi aldım ve Figen’e dönerek sessizce:

    - “Bu günün anısına bu peçeteye duygularımı

    yazıyorum. Çıktıktan

    sonra yazdıklarımı oku ve sonra da yırt tamam mı?” dedim. Figen

    meraklı bakışlarla

    başını evet manasına salladı.

    Ben peçeteye O’na ithaf ederek yazdığım şiirin nakarat bölümü olan:

    Belki aşkıma uzaksın belki yakındasın

    Bilmesen de sen benim hep aklımdasın

    Ve altına da: “Allah’tan Osman’a ve sana mutlu bir yuva

    ve mutlu yarınlar diliyorum.”

    “Yakın

    Çevrenden

    “Yüksel”

    notunu yazdım. Notu yazdığım peçeteyi katlayarak Figen’in eline

    tutuşturdum.

    Osman da yanımıza gelince;

    - “Sizin bu mutlu haberinize çok sevindim İnşallah Allah

    tamamına erdirir”

    dedim ve devamla “Bu gün de aslında çok işim vardı. Sizinle buraya

    gelince unuttum

    hepsini. Şimdi gitmem lazım; anlayışla karşılayacağınızı umuyorum”

    dedim.

    Birlikte dışarı çıktık ve tokalaşarak yanlarından ayrıldım. Bir

    süre sonra

    dönerek arkama baktım Figen peçeteyi yırtıyordu ve gözleri yaş doluydu.

    Benim onlara baktığımı görünce gözlerini silerek bana el sallamaya başladı.

    Bir daha arkama bakmaya cesaret edemeden gözlerimde beliren yaşlarla oradan

    uzaklaştım.





    alıntıdır


  • Konuyu değerlendir: Bu konuyu beğendiniz mi?

    AKLIMDASIN biraz uzun ama gerçekten okumaya değer....


    Değerlendirme: Toplam 0 oy almıştır, ortalama Değerlendirmesi puandır.

Konu Bilgileri

Bu Konuya Gözatan Kullanıcılar

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

Bu Konu için Etiketler

Bu Konuyu Paylaşın !

Bu Konuyu Paylaşın !

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •