CoMBeKi PaYLaŞıM ALaNı - vBulletin

Toplam 5 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 5 arasi kadar sonuc gösteriliyor

Türk Ve İslam Tarihi

Türk Ve İslam Tarihi

  1. #1
    alemextra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Status : alemextra isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Ekim.2003
    Yaş: 37
    Mesajlar : 11.468
    Tecrübe Puanı : 10
    Array

    Mihrali Bey Kimdir - (1844-1906)

    Tüm kadın ayakkabısı fırsatları için tıklayın !

    Gizli Alanların Açılması İçin Üye iseniz, Giriş Yapmalısınız.. Henüz Üye Olmadıysanız Buradan Üye Olabilirsiniz.
    Mihrali Bey Kimdir - (1844-1906)

    http://www.combeki.net/forum - Mihrali Bey Kimdir - (1844-1906)
    Mihrali'ye "Mühür Ali" de denmektedir. Bu halkımızın yakıştırmasıdır.

    Mihrali'nin hayatı başlı başına bir film konusudur. Yazımızı konu bulmakta güçlük çeken hatta basit konularla Türk sinemaseverleri rahatsız eden film şirketlerinin de dikkatlerine arz ediyoruz. Dileriz bu yazıdan haberdar olurlar....
    (Sivas 10. 4. 1984)



    MİHRALİ BEY'İN HAYAT HİKÂYESİ

    Karapapak-Terekeme Türklerinden olan Mihrali Tiflis vilâyetinin Borçalı sancağına bağlı Darvas Köyü'nde büyümüştür. Babası Memili dedesi ise Allahverdi'dir. Asil bir aileden olan Memili Acem kızı ile evlenir. Ondan Mehmet Ali ikinci hanımından da Mihrali Bey İsa Bey Memmedalı ve Ali Bey doğmuştur. İki de kızı vardır: Huri ve Kezban.
    Daha küçük yaşlarda ata binmeye silah kullanmaya başlayan Mihrali kısa boylu etine dolgun kara yağız ve sevimli biridir. Genç yaşlardaki gözü pekliği cesareti mertliği ve çevikliği dillerde söylenir olmuştur.

    Mihrali on yedi yaşındayken babasını kaybeder. Ruslar Mihrali ve kardeşlerinin uğraşmaların rağmen Abdullah Ağa'nın Müslüman mezarlığına gömülmesine izin vermez ve Karapapakların inançlarına adetlerine ters düşen bir usulle kendi mezarlıklarına gömerler.

    Civar köylerde bulunan Karapapaklar Çerkezler Çeçenler Lezgiler Darvas Köyü'ne gelip başsağlığı dilerler.
    Mihrali o gece rüyasında babasını görür. Babası hiddetlidir. "Utanmıyor musun? Beni o mezarlığa nasıl gömdürdün? Yazıklar olsun sana! Eğer benim na'şımı bu kafirlerin içinde korsan hakkım haram olsun." der.

    Rüyanın etkisiyle aniden uyanan Mihrali yatağından fırlar. Babasının hayali gözünün önünden hiç gitmez. Kılıcını beline bağlar hançerlerini kuşağının arasına sokar yanına kazma kürek alır dışarı çıkar. Vakit gece yarası olduğu için köy halkı derin uykudadır. Mihrali doğruca mezarlığa gider.

    Kısa boylu olmakla beraber çevikliği sayesinde bir hamlede yüksek duvardan atlar. Nöbetçilere görünmeden babasının mezarına gelir. Mezarı kazar ve babasını çıkarır. Bir an önce oradan uzaklaşmak düşüncesiyle babasını omuzlar koşar adımlarla mezarlıktan ayrılır. "Dur! Eller yukarı!" sözüyle hareketsiz kalır. Nöbetçiler na'şı yere bırakmasını söyler. Mihrali bırakır ama bırakmasıyla beraber onların üzerine sıçrar. Dövüşmedeki mahareti sayesinde nöbetçileri öldürür.
    Mihrali babasını tekrar omuzlayıp Müslüman mezarlığına getirir defneder. Sabaha doğru evine gelir. Olup biteni ağabeyi İsa'ya ve annesine anlatır. Kaçıp dağa çıkmaya karar verir.

    Mihrali Keçeli Köyü'ne gider. Orada baba dostu Ahmet Ağa'nın evine misafir olur. Yaptıklarını Ahmet Ağa'ya ve karısına anlatır. Bu arada gönül verdiği Bahar'ı da orada görür.

    Mihrali'nin yaptığı işi ertesi gün herkes duyar. Tiflis Valisi'nin emri üzerine köyü ararlar. O'nun Keçeli'ye gittiğini öğrenirler. Keçeli'de Ahmet Ağa'nın evini kuşatırlar. Mihrali içeride atına biner; mahmuz vurmasıyla şaha kaldırır. İkinci mahmuzla yel gibi ahırdan çıkar. Kapı önündeki iki askeri tepeleyip ve kendini atın karnına saklayıp süratle oradan uzaklaşır. (Mihrali atıcılıkta olduğu kadar binicilikte de çok ustadır. At son sürat koşarken karnından dolaştığı atın sırtında ayakta durduğu yahut amuda kalktığı bu haldeyken istediği hedefi vurduğu söylenir.)

    Mihrali gece yarısından sonra evlerine gelir. Annesiyle gizlice konuşup ona veda eder; Darvas'tan uzaklaşır. O geceyi dağda geçirir. Ertesi gün bir çobana rastlar; yanında karnını doyurur. Emin yer olarak düşündüğü İran'a geçer.
    Tiflis valisi Mihrali'yi ellerinden kaçırdıklarını öğrenince ileri gelenleri toplar onlara hakaret eder. kumandanlar askerleriyle etrafa yayılır uğradıkları köylerde Türklere zulmeder. Bu sırada Tavşankuloğlu Hüseyin'le Dalaverli Mansur da dağlarda eşkıyalık yapmaktadırlar. Bütün bunlar Çar II. Aleksandr (1855-1881)'ın kulağına gitmiştir. Türk eşkıyalarının yakalanması için emir verir. Bunun üzerine aramalara hız verilir.

    İzini kaybettirmiş bulunan Mihrali'nin nerede olduğunu Keçeli Köyü'nden Hacı Veli Ruslara ihbar eder. Vali de bunu bir mektupla Çar'a bildirir. Mihrali'nin İran'da olduğunu haber alan Çar Şah'a bir nâme yazarak Mihrali'nin yakalanıp gönderilmesini ister.

    İran zaptiyeleri Mihrali'nin bir handa kaldığını öğrenir ve oraya gider. Durmadan şüphelenen Mihrali üst kattan askerlerden birinin atına atlayarak oradan uzaklaşır. Tekrar Rusya topraklarına geçer. Evlerine gider annesi ve kardeşleriyle görüşür. Ağabeyi İsa Mihrali'ye kendilerine baskı yaptıklarını yalnız başına bir şey yapamayacağını Dalaverli Mansur ve Tavşankuloğlu Hüseyin'le birlikte olmasının lâzım geldiğini söyler. (Dalaverli Mansur çobanına kızıp onu bıçağı ile öldürmesi üzerine; Tavşankuloğlu Hüseyin de zengin bir Türk'ü yaralayıp Ruslara teslim olmamasından dolayı dağa çıkmıştır. Fakir olan Hüseyin gençliğinde aç kaldığı vakitler mal yayan çocukların ekmeklerini alıp; "Siz tavşan kulağı yapayım." diyerek sağından solundan yiyip karnını doyururmuş. Hüseyin'e bu yüzden Tavşankuloğlu lakabı verilmiştir.)

    Mihrali ertesi gün bir çobanla Mansur'a ve Hüseyin'e haber gönderir. Bilahare onlarla buluşur. Birlikte gezmeye başlarlar. Bir Rus öldüren Keleninoğlu Hüseyin de bunlara katılır. Rusların Türklere yaptıkları zulüm karşısında Mihrali ve arkadaşları da Rus köylerine dehşet saçarlar. Dördünün şöhreti de günden güne yayılır.

    Her gün valiye şikâyetler yağmaya başlar. Durumdan haberdar olan Çar II. Aleksandr devlet erkânı ile toplantı yapar. Sonuçta suçları az olan Mansur ve Tavşankuloğlu Hüseyin'in suçlarını bağışlarlar. Mihrali'yi yakalayanı rütbe ve para ile taltif edeceklerini halka bildirirler.

    Haberi alan Mansur ile Tavşankuloğlu Hüseyin gizlice anlaşır; Vali'ye giderek teslim olurlar. Teslim olmakla kalmaz Darvas'a gidip Mihrali'nin ailesine eza-cefa yaparlar. Hatta Mansur Mihrali'nin ağabeyi Mehmet Ali'yi öldürür. (Bir söylentiye göre de karısını dağa kaldırır.) Bu duyan Mihrali de Mansur'un karısını dağa kaldırıp kurduğu çadıra hapseder. Kardeşi Ali'yi de nöbetçi koyar.

    Durumu öğrenen Mansur Mihrali ile teke tek karşılaşmaya cesaret edemez. Tiflis Valisi'nin yanına çıkıp ondan yardım ister. Vali Mansur'un emrine beş yüz atlı verir. Aynı zamanda T. Hüseyin de Mansur'un kuvvetine yakın bir kuvvet tedarik eder.

    Dalaverli Mansur etraftaki Türk köylerini Mihrali'nin aleyhine kışkırtır. Ailesinin dağa kaldırıldığını da hatırlatarak başına gelenlerin ileride kendilerine de yapılabileceğini söyler. Bütün bu gayret sonunda işe yarar. Mihrali'nin baba dostu Garip Ağa Maraşlı Köyü'nden yedi kardeşin en büyüğü Musa Çavuş da Çerkezlerden çok sayıda gönüllü toplayarak her koldan Mihrali'yi aramaya başlarlar.

    Mihrali aradan bir ay geçtikten sonra Mansur'un karısını evine bırakır. Bu müddet içinde ona hiç dokunmamıştır. Arkadaşlarını toplar bir müddet dağılmalarını söyler. Kendisinin de Osmanlı topraklarına geçeceğini belirtir. Keleninoğlu Hüseyin'in ısrarları karşısında kendisiyle beraber gelmesini kabul eder.

    Keleninoğlu Hüseyin'in babasıyla vedalaşmak için köyüne gider. Hüseyin'in köye geldiğini gören bir Türk Ruslara yaranmak gayesiyle köydeki Rus askerlerine O'nu ihbar eder. askerler babasını çağırıp Hüseyin'in teslim olması için O'nu ikna etmesini isterler. Aksi takdirde evi ateşe vereceklerini söylerler. Hüseyin teslim olmaz. Evin üstündeki otluğu ateşe verirler. Hüseyin boğulacak hale gelir. Babası; "Teslim ol!" diye üstüne üstüne gelirken onu bacağından hafifçe yaralar. Aksi takdirde onlar babasını öldüreceklerdir. Derhal dışarı çıkar ve iki Rus askerini öldürür. Fakat başına yediği kurşunla cansız yere düşer.

    Keleninoğlu Hüseyin gibi bir yiğitin ölümü Mihrali'ye çok dokunur. Hayatı boyunca Onun mertliğinden sitayişle bahsetmiştir. "Hüseyin üç-beş yüz atlıma bedeldi." demiştir. Daha fazla Rusya'da kalamayacağını anlayan Mihrali Osmanlı topraklarına girer Çıldır'a gelir.

    Mihrali'nin Osmanlı toprağında olduğunu öğrenen Çar yakalanıp iade edilmesi için Osmanlı padişahı Sultan Abdülaziz (1861-1876)'e nâme yazar. O sırada sadarette Mahmut Nedim Paşa vardır. padişah durumu sadrazamla görüşür; Mihrali'nin yakalanması için Erzurum valisine haber gönderir.

    Birkaç defa sıkıştırılan Mihrali hepsinden kurtulmayı başarır. Bu arada iki Türk askerini öldürür. Her yerde arandığından tekrar Rusya topraklarına geçer.

    Devamı İçin Sayfayı Aşagıya Çekin



  2. #2
    alemextra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Status : alemextra isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Ekim.2003
    Yaş: 37
    Mesajlar : 11.468
    Tecrübe Puanı : 10
    Array

    Mihrali'nin Rusya'da olduğunu öğrenen Mansur Tavşankuloğlu Hüseyin Garip Ağa ve Musa Çavuş dört bir taraftan takibe koyulurlar. Her birinin emrinde 400-500 kişilik atlı vardır.

    Bu gruplardan Mihrali'ye ilk rastlayan Musa Çavuş olur. Mihrali atı otlamakta kendisi de dinlenmekte iken gayrı ihtiyari geriye bakar. Musa Çavuş'un kendisine doğru geldiğini görünce atına atlar ve kaçar. Fakat Musa Çavuş yetişir. Mihrali peşini bırakması için O'na yalvarır; aksi halde öldürmek mecburiyetinde kalacağını söyler. Musa Çavuş ısrarla üstüne üstüne gider. Bunun üzerine aniden dönen Mihrali Musa Çavuş'u kılıcıyla yaralar oradan uzaklaşır. Atlıların bir kısmı Musa Çavuş'un yanında kalır diğerleri Mihrali'yi kovalar. Mihrali atına son hızı vererek uçuruma doğru sürer. Bir hamlede karşıya geçer. Arkasından gelenlerin bazıları hızını alamayıp uçuruma yuvarlanır. Bunu gören diğer atlılar durur. Mihrali: "Benim sizlerle işim yok. Peşimi bırakın. Dilerim Musa Çavuş'a bir şey olmamıştır." der ve oradan uzaklaşır.
    Atlılar Musa Çavuş'u Maraşlı Köyü'ne babasının yanına getirirler. Fakat yolda çok kan kaybettiği için bütün müdahalelere rağmen kurtarılamaz ve ölür.

    Mihrali arada sırada köyüne uğrar yakınlarıyla görüşür. Aynı zamanda Musa Çavuş'un ölümü üzerine aramalara daha da hız verilir. Garip Ağa Mihrali'yi bir yerde kıstırır. Düzlükte bir kovalamaca başlar. Bir an gelir ki ikisinin de atları yan yana koşmaya başlar. Garip Ağa Mihrali'nin teslim olmasını isterse de ikna edemez. Kılıcıyla hamle eder. Mihrali hepsini savuşturur. Ekmeğini yediği bu baba dostuna el kaldırmak istemez. Fakat onun kendisini öldürmek istemesi üzerine kılıcını çeker kuvvetli bir hamle ile öyle bir savurur ki Garip Ağa'nın sol bacağını dizinden koparır. Atlılar takip etmek isterlerse de Garip Ağa müsaade etmez. Atlılar onu alıp köyüne getirirler. (Bir söylentiye göre de Mihrali bu sırada Garip Ağa'yı öldürmüştür.)

    Mihrali gizlice annesiyle görüşür. Ona Bahar'ı kaçıracağını söyler. Annesi vazgeçirmeye çalışırsa da başaramaz. Keçeli Köyü'ne gider ve Bahar'ı kaçırır. Artık yanında bir de kadın olduğu için işleri de zorlaşır. Bu yüzden Bahar'ı bazı kereler güvendiği kimselerin yanına bırakır.

    Bir ara takipçilerden Tavşankuloğlu Hüseyin Mihrali'nin yerini öğrenir derhal oraya gider. Mihrali yanında Bahar olduğu için pek kaçamaz. Tavşankuloğlu Hüseyin arkalarından yetişir. Kılıcını vuracağı sırada bunu gören Bahar korunmak için sağ kolunu kaldırır. Tavşankuloğlu Hüseyin kılıcını indirir Bahar'ın sağ elinden üç parmağını keser Mihrali'yi de başından yaralar. Mihrali can acısıyla geri döner. Tüfeğini ateşlemek isterse de tüfek ateş almaz. Atını mahmuzlar Hüseyin'e yetişir. Kılıcını sallar ama vuramaz. Kılıç atın kuyruğunu keser. Hüseyin'in kaçtığını gören adamları da irkilir ve geri döner.
    Mihrali bir dere kenarına gider. Bahar Mihrali'nin kanlarını temizler. Tülbendini çıkarıp başını sarar. Yara derin olduğu halde Mihrali aldırış etmez. Atına biner Bahar'ı emin bir yere bırakır; oradan ayrılır.

    Mihrali Osmanlı topraklarına geçer. Bir ihbar üzerine yaralı olduğu halde yakalanır. Gözlerini açtığında kendini elleri ve kolları zincire bağlanmış olarak Kars hapishanesinde bulur. Burada başkaları da vardır; fakat sadece kendisi bağlıdır.
    Mihrali'nin kendine geldiğini görence Âşık Ahmet adındaki bir Türk Yanına yaklaşır Mihrali'yi konuşturur. onun meşhur Mihrali olduğunu öğrenince şaşırır. Mihrali Aşık Ahmet'ten hapishane hakkında bilgiler alır. Birlikte kaçmaya karar verirler.

    Aşık Ahmet ziyarete gelen karısına her gelişinde bir şey getirmesini söyler. O da ekmeğin içine eye vücuduna çekiç ve benzeri eşyalar saklayıp peyderpey kocasına getirip verir.

    Yarası cerahat bağlamış ve çok bitkin bir durumda olan Mihrali hapishane arkadaşlarının en zayıf bir yerden tünel açmalarını ister. Mahkumlar geceleri sesiz ve gizlice söylendiği şekilde çalışırlar. Tünelin ağzı maalesef nöbetçilerin bulunduğu yere denk gelir. Mihrali son taşı çıkarmamalarını belki bir gün lâzım olacağını söyler.
    Bu arada Mihrali'yi -yaralı olduğundan- sırtta mahkemeye götürürler. Mahkemede idamına karar verirler. Kararla ilgili evrak önce Erzurum'daki Temyiz Divanı'na sonra İstanbul Temyiz Mahkemesi'ne tasdike gönderilir; padişahın imzasına sunulur.

    Mihrali ise zindana döndüğünde durumdan arkadaşlarını haberdar eder. kaçacağını isteyenin de kendisi ile birlikte gelebileceğini söyler. Bir gece yarısı Âşık Ahmet'le birlikte mahkumları ayaklandırır. Kan gövdeyi götürürken Mihrali bu arada kendisini duvara bağlayan zincirleri keser. Âşık Ahmet'le önceden kazılmış tünele girer. Son taşı kaldırırlar. Mihrali daracık delikten güçlükle çıkarken nöbetçi görür. Mihrali'nin kaçmasına fırsat vermeden süngüsünü bacağına saplar. Mihrali süngüyü kavrar. Nöbetçi tüfeği çektiğinde süngü Mihrali'nin bacağında kalır. Mihrali ani bir hareketle süngüyü çıkarır ve gayet ustalıkla fırlatır. Süngü nöbetçinin gırtlağından girer; nöbetçi yere cansız düşer. Âşık Ahmet korkusundan tünelden çıkamaz ve zindana döner.

    Mihrali sürüne sürüne zindanın karşısındaki tavlaya girer. Tavlada atlar için hazırlanmış otluğun içine kendini bırakır. Orada iki gece üç gündüz kalır.

    Zindandaki ayaklanma önlendikten sonra mahkumlar sayılır; Mihrali'nin olmadığı görülür. Hemen dört bir yana atlılar çıkarılır. Bütün aramalara rağmen atlılar elleri boş dönerler.

    Mihrali üçüncü gece biraz kendine gelir. Ayakları hala zincirle bağlı olduğu için onları eye ile kesmek ister; zincirin kalınlığı eyenin küçüklüğü dolayısıyla kesemez. Bu halde ata binemeyeceği için başka çareler arar. Sonunda topuğunu kesip demir bilezikleri çıkarmaya karar verir. Topuğunu kesmesiyle müthiş bir acı duyar fakat buna katlanır. Gömleğinden bir parça yırtar topuğuna sarar. Başından dizinden ve topuğundan yaralı olan Mihrali bu yönüyle azim sabır ve cesaret timsali gibidir. Ellerindeki bilezikleri ise kesmez. Zira kafi miktarda yarası vardır. biraz otla sarındıktan sonra bir delikten kendisini aşağıya bırakır. Otların üzerine düştüğünden ses çıkmaz ve canı fazla acımaz. İçeride sıra sıra atların olduğunu görür. Gözüne iyi bir at kestirir. Sonra başka bir atın sırtından ter keçesini çıkarır bineceği atın ayaklarına bağlar. Zira zemin taş olduğu için ses çıkarabileceğini düşünür. Havanın sıcaklığı dolayısıyla çift kapının açık olmasından da istifade ederek atına atlar ve son sürat oradan uzaklaşır. Gece yarısı Maraşlı'ya gelir.

    Mihrali Maraşlı'da ilk rastladığı evin kapısını vurur. Bu ev daha önce öldürdüğü Musa Çavuş'un babasının evidir. Mihrali'yi içeri alıp yatırırlar. Mihrali olup bitenleri anlatır. Adam Mihrali'ye ses çıkarmaz. Üstelik su ısıttırır ve bir tekne içinde onu yıkar yaralarını temizler merhem çalar. Süt içirttikten sonra istirahatını temin eder. çocuklarını başına toplar. Evlerinde Mihrali'nin olduğunu böyle mert birisine ölen kardeşlerinden dolayı kalleşlik etmemelerini söyleyerek onları ikna eder. bu arada Mihrali'nin tavladan çaldığı at damgalı olduğu için çocuklarına bu atı çok uzaklara bırakıp dönmelerini söyler. Sabahleyin altı oğlu ile beraber Mihrali'nin yanına gider; kendilerini tanıtır. Mihrali irkilir. Adam; "Biz seni Musa Çavuş'un yerine koyduk. Sen de bundan böyle bizim oğlumuz sayılırsın." der. Mihrali'ye bir ay bakarlar. Gideceği zaman iyi bir at ile Musa Çavuş'un kılıcını verirler. Adam altı oğlunu Mihrali'nin yanına katar ve uğurlar.

    Bu sırada 93 Harbi (1877-1878) patlak verir. Osmanlılar hem kuzeybatıda hem de doğuda Ruslarla savaşır. Doğuda Rus ordusunun başında Loris Melikof Osmanlı ordusunun başında da Ahmet Muhtar Paşa vardır.

    Mihrali atlılarını yanına alır 120 kişilik çetesiyle Ruslara yapmadıklarını bırakmaz. Ruslar bu belâlı Karapapak ile baş edemeyeceklerini anlayınca "Orduya hizmet" şartıyla bağışlar. Mihrali ise Kars kumandanı Hüseyin Hami Paşa'ya gizlice haber göndererek affedilirse Osmanlılar safında mücadele vereceğini bildirir. Mihrali'nun bu teklifi kabul edilir.

    Beri taraftan Dalaverli Mansur (muhtemelen albay) ve Tavşankuloğlu Hüseyin (muhtemelen binbaşı) üst rütbelerdedirler. Maalesef Karapapak olmalarına rağmen Osmanlılara karşı savaşırlar*.

    Mihrali kuvvetleriyle Çıldır'a gelir. Yanına kardeşi Ali Bey'i de almıştır. Kendisine binbaşılık Ali'ye de mülazımlık rütbesi verilir.

    Bir gün T. Hüseyin'den bir mektup alır. Hüseyin Mansur'la arasının açıldığını isterse emrine girebileceğini yazmaktadır. Mihrali kabul eder. böylece T. Hüseyin de Osmanlı'ya iltica eder. O'na da binbaşılık rütbesi verilir.
    93 Harbi'nin temmuz-ağustos aylarında muharebe iyice kızışır. Mihrali Kars'ın Göle cihetinde kendinden en az on misli fazla bir kuvvetle karşılaşır. Mihrali tüfek ve kılıçla taarruz emrini verir. Saldırı anında Mihrali'nin atı göğsünden bir kurşun alır yere kapaklanır. Mihrali üç-dört metre ileriye düşerken perende atıp iki ayağı üstüne kalkar. Aynı anda tüfeğini ateşleyerek atını vuran askeri alnından vurur. Kendisine yaklaşan bir askeri de kılıcıyla bertaraf ettikten sonra onun atına atlar düşman saflarına dalar. Askerler bir müddet sonra kaçmaya başlar. Çemberi yaran Mihrali önüne çıkan düşmanı tepeleyip on dört bakkaliye arabasını alır ve Kars Kalesi'ne döner. Kaleyi dıştan kuşatan askerlerin de çemberini yararak kaleye girer. Haftalardır susuz kalan askerler gelen malzemeleri görünce bayram eder.

    Haberi alan Anadolu Harp Ordusu Başkumandanı Ahmet Muhtar Paşa; Mihrali'yi tebrik ve taltif eder. Fakat bu kuru erzak askere kafi gelmez. Aylardır ete hasret olduklarından hepsi de bitkin düşmüştür. Hatta bu yüzden Ahmet Muhtar Paşa geri çekilme kararındadır. Bunu duyan Mihrali Ahmet Muhtar Paşa'nın yanına gider kararından vazgeçmesini söyler.
    Güvendiği adamları yanına alarak düşman sınırından içeri dalar. Haradan yüz elli kadar kadana at ile ahırlardan binin üstünde koyun çıkarıp çemberi yararak Ahmet Muhtar Paşa'ya getirir. Paşa'nın sevinçten gözleri yaşarır. Sonuçta Kars muhasaradan kurtulur.

    Ahmet Muhtar Paşa bunun üzerine Mihrali'yi çekilen Rus ordusunun üstüne gönderir. Mihrali Göle Nahiyesi'nin Demirkapı Köyü'nde bir alay düşman süvarisini kaçırır. Karşısına başka bir alay çıkar. Zekası sayesinde bunları da alt eder: Kendisi güya kaçıyormuş gibi yapar. On misli düşman da kovalamaya başlar. Pusudaki seksen askeri bunlara ateş ederek iki bölüğü dağıtır. Mihrali de aniden dönerek bunlara destek olur. Planın ustalığı sayesinde iki şehit dört yaralıya karşı yüzden fazla cesedi ile düşmanı bozguna uğratır.

    Paşa'nın sonsuz güvenini kazanan Mihrali bu sefer Gümrü-Tiflis yolu üzerinde Ağbulak ve Parmaksızköprü'deki askeri mevkilere ait telgraf tellerini kesmeye memur edilir. Mihrali 130 kadar süvarisiyle sekiz gün boyunca erzak kollarını vurur telgraf tellerini keser müfrezeleri tepeler düşmanı çaresiz ve kımıldamaz bir hale getirir. Düşmanın yetmişe yakın can kaybının yanında kendisi dört şehit ve sekiz yaralı ile döner.

    Ahmet Muhtar Paşa'nın Mihrali'nin bu kahramanlıklarını payitahta bildirmesi sonucu Mihrali'ye II. Abdülhamit (1876-1909) tarafından ilk Mecidiye Nişanı verilir.

    Mihrali daha sonra Paşa'dan izin alarak Rus sınırından içeri girer. Köyü Darvas'a gelir. Akrabasını ve diğer Karapapakları toplayarak Osmanlı'ya göç eder. Kafilede kardeşi İsa Bey karısı Bahar kardeşi Mehmet Ali'nin oğlu Rüstem kundaktaki oğlu Rüştü de vardır. Mihrali; "Belki ses çıkarır." diye oğlu Rüştü'yü bir çalının dibine bırakır. Bahar Hanım ağlar. Görümcesi Huri Hanım kara ve soğuğa aldırış etmeyerek hemen atını geri çevirir çalının dibinden Rüştü'yü alır kafile sınırı geçmekte iken onlara yetişir.


  3. #3
    alemextra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Status : alemextra isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Ekim.2003
    Yaş: 37
    Mesajlar : 11.468
    Tecrübe Puanı : 10
    Array

    Mihrali daha sonra Erzurum Müdafaası'nda yer alır. Aziziye baskınından sonra düşman dört alayla Erzurum'u batıdan çevirmek ister. Muhtar Paşa bunların üstüne üç-dört yüz süvari gönderir. Mihrali bu cenkte ağır yara alır. 12 Kanunuevvel 1877'de (12 Aralık 1877) A. Muhtar Paşa İstanbul'a çağırılır. O'nun gitmesi üzerine Mihrali de artık orada kalamaz. A. Muhtar Paşa Mihrali'ye bir kızak hazırlattırır. Kendisi İstanbul yolunu tutarken Mihrali de kafilesiyle Sivas'a doğru yol alır.

    Mihrali Sıvas'ta Ulaş Bucağı'na bağlı bugünkü Acıyurt Köyü toprağına gelir. Karapapaklar da çevrede kendilerine yer bulurlar. Mihrali Bey bugünkü Konak (Acıyurt'un mezrası)'ta mesken tutar. Acıyurt halk ağzında; "Büyük Köy Papaklı Köyü Mihrali Bey'in Köyü" gibi adlarla anılır. Tavşankuloğlu Hüseyin Kuşkayası Köyü'ne yerleşir. Bugün Kangal Uzunyayla civarında 30-40 pare Karapapak köyü vardır. Buralara yerleşmekte devlet onlara herhangi bir güçlük çıkartmamıştır. Zira II. Abdülhamit Mihrali ve ahfadının dilediği yerde yerleşmesini serbest bırakmıştır. Mihrali Sıvas'ta 40. Hamidiye Süvari Alayı'nı kurar.

    Göçten on iki yıl sonra (1899) Kurt İsmail Paşa
    * Mihrali Bey'in yanına geldi. Bağdat'ta amansız bir eşkıyanın olduğunu Arapları Osmanlılar aleyhine kışkırttığını söyler. Mihrali Bey bunun üzerine atlılarını toplar Kurt İsmail Paşa ile Bağdat'a gider. Bağdat Valisi Mehmet Fazıl Paşa (?) bunlara izzet ikramda bulunur. Mihrali eşkıyaya teslim olması için haber gönderir. O da bir şey yapmayacaklarına dair şeref sözü alarak teslim olur. Mihrali Sultan Abdülhamit'e eşkıyanın teslim olduğunu ve bağışlanmasını bildirir ve bağışlanır. Bağdat'ta vali ve eşkıya Mihrali'ye iyi cins Arap atları hediye ederler. Mihrali Kurt İsmail Paşa ile geri döner.

    Bu olaydan sonra Mihrali'nin ünü daha da yayılır.

    Bir gün beyler ve ağalar Kangal'da sohbet ederken Kangal Kaymakamı içeri girer. Herkes ayağa kalkar Mihrali kalkmaz. Kaymakam hiddetlenir. Mihrali de gazaba gelip kaymakamı döver. "Sen kim oluyorsun da bana ayağa kalk diyorsun? Seni kalaycı çırağı seni!..." der . Kaymakam bu olayı vali Reşit Paşa'ya anlatır. "Seni kalaycı beni de çırağın yaptı." der. Buna fazlasıyla içerleyen vali durumu Sultan Abdülhamit'e bildirir. Sultan da; "Bir adamı bana çok mu gördünüz? O benim yularsız aslanımdır." diye haber gönderir.

    Mihrali ile Vali'nin arasının açılmasına başka bir olay daha sebep olmuştur: Bir at yarışında Mihrali'nin Karakütük adlı atı da vardır.
    * Yalnız bu atın bir özelliği vardır; silah atılmadan silah sesi duymadan iyi koşamaz. Vali bunu bildiği için silah atılmasını istemez. İki taraf da anlaşır. Yarış başlar. Karakütük hep geride kalır. Kuşkayası Köyü'nden Karapapak Çopur Ali buna tahammül edemez. "Mihrali'nin atı olsun da geride kalsın bu ne demektir?" diyerek silahını ateşler. Sonuçta Karakütük birinci olur. Vali bunu Mihrali'nin planı olarak telakki eder.

    Bu sıralarda Yemen İsyanı baş gösterir. Bilhassa İngilizlerin teşvikiyle Osmanlılara sık sık isyan bayrağı açan Araplar gün geçtikçe işi azıtırlar. Mihrali'yi çekemeyen Vali Reşit Paşa; "Bu isyanı bastırsa bastırsa Mihrali bastırır." diye Abdülhamit'e haber gönderir. Niyeti Mihrali belasından (!) kurtulmaktır. Padişahtan gelen haber; "Dilerse gider dilerse gitmez. Ben O'nu her şeyde serbest bıraktım." şeklindedir. Durum Mihrali'ye bildirildiğinde; "Gitmem." demeyi yiğitliğine yediremeyip atlısını toplayarak yola çıkar. Adana'da büyük bir kalabalık Mihrali'yi karşılar. "Oralar sıcaktır sıcağına dayanamazsınız." diye vazgeçirmeye çalışırlar. Mihrali geri dönmeyi gururuna yediremez. Yola çıkar ve bir zaman sonra Yemen'e varır. Yanındaki kardeşi bu sırada yüzbaşıdır.

    Kimsenin baş edemediği ve bir zamanlar eşkıya iken sonradan büyük bir vatansever olup vatanına hizmetler yapan bu destan kahramanı Mihrali Yemen'in sıcağına dayanamaz hastalanır ve orada ölür (1906). Atlılarından çoğu da telef olur. Ancak üç-beş kişi geriye döner. Bunlardan bazıları Acıyurt Köyü'nden Yüzbaşı Ahmet Yetim İsmail Mahmut Çavuş; Kurdoğlu Köyü'nden Gökçe Çavuş Kuşkayası Köyü'nden T. Hüseyin'dir. Mihrali'nin kardeşi Ali Bey ise Yemen dönüşü gemide öldürülmüştür. Bir söylentiye göre Sıvas'taki Karapapakların lideri olmak için Ali Bey'i Tavşankuloğlu Hüseyin öldürmüştür. Mihrali Bey'in oğlu Rüştü Bey ise 1932'de vefat etmiştir.



    Devamı İçin Sayfayı Aşagıya Çekin


  4. #4
    alemextra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Status : alemextra isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Ekim.2003
    Yaş: 37
    Mesajlar : 11.468
    Tecrübe Puanı : 10
    Array

    Devam Ediyor

    II - MİHRALİ BEY HAKKINDA MANZUM PARÇALAR

    -1-
    Âşık Sadık'ın Mihrali Bey Destanı

    Ey ağalar beyler bizim ellerde
    Koçaklıktan yana birdi Mihrali
    Cahallık eyleyip dağlarda gezdi
    Epey zaman kaçak durdu Mihrali

    İbtidâ gözünden düştü devletin
    Sonra göze girip buldu rağbetin
    Cihana tanıttı şânın şevketin
    Bir eşsiz nâmıdâr erdi Mihrali

    Kan kavga kopanda Kars'ın başına
    Doksan üç'te baktı yurdun işine
    Dört-beş yüz atlıyı yığdı peşine
    Moskof'un cengine girdi Mihrali

    Muhtar Paşa kıydı ona nişânı
    Başladı dökmeğe hûn-ı düşmanı
    Şânı tuttu bütün Kafkasistan'ı
    Koçaklarda dizdi ordu Mihrali

    Ordu-yı İslam'a rehnümûn oldu
    Tanrı aslanı çok şâd memnun oldu
    Düşman güzergâhı her pür nun oldu
    Leşlerini yere serdi Mihrali

    Kemender Kazağı hep bizâr etti
    Rahat yatırmadı can bizar etti
    Loris de elinden el-hazer etti
    Gece karargâhlar yardı Mihrali

    Moskof ordusuna çok dehşet saldı
    Hareketlerini keşfedip bildi
    Osmanlı askeri tedarik aldı
    Düşmana tuzağı kurdu Mihrali

    Adını duyanda Rus'un Saldad'ı
    Koparırdı "Mama" deyip feryadı
    Moskof'a havf saldı merdâne adı
    Gözlerin kurdunu kırdı Mihrali

    Rus'u Şüregel'de pişman eyledi
    Yollarını kesip hüsran eyledi
    Taburların hâkle yeksan eyledi
    En dilâverlerin yordu Mihrali

    Mel'un Hacı Veli gör ne iş tuttu
    Beş kapige dinin nâmusun sattı
    Kars'ın teslimine çok gayret etti
    O'nu sağ Paşa'ya verdi Mihrali

    Huda'nın mukadder günü gelende
    Bu hâl ile mahşer günü gelende
    Düşmanların zafer günü gelende
    Ciğerine dağlar vurdu Mihrali

    Ağlaya ağlaya yurdu terketti
    Atlıların çekip Sivas'a gitti
    Nice ehl-i maraz şifâya yetti
    Onlara bir tâ'un çordu Mihrali

    Alnına yazılmış kara yazılar
    Murada yetmedi ağlar sızılar
    Haberi getirdi bazı bazılar
    Kars'ı her gidenden sordu Mihrali

    Akıbet O'na da bu fâni cihan
    Yâr olmadı göçtü kalmadı mihman
    Cennet-i Al'â'da tuttu bir mekan
    Gaziler yanına vardı Mihrali

    Gani Rahmân rahmet eyleye ana
    Azim hizmeti var dine vatana
    Ahvadımız dâim adını ana
    Severdi gönülden yurdu Mihrali

    SADIK'ın feleğe meydanı kaldı
    Kıydı o yiğide nâm şânı kaldı
    İkinci Köroğlu destanı kaldı
    Söylenir dillerde merdi Mihrali
    Âşık SADIK


    -2-
    Mihrali Bey Destanı
    *

    Osmanlı da ona yağılık etti
    Yaralı aslanı kal'aya attı
    Kıymetin bilmedi kötülük etti
    Kars'ın kal'asını yardı Mihrali

    Muhtar Paşa divanına sesledi
    Nişan verdi şân şerefin süsledi
    Ganimetle orduları besledi
    Şikârın yanına kaldı Mihrali

    Berat aldı Padişah'ın elinden
    Gece aştı Kabaktepe belinden
    Gümrü Tiflis kan ağladı elinden
    Gürcistan'a talan saldı Mihrali

    Tülü Musa çok hıyanet eyledi
    Kâmil gizli sırlarımız söyledi
    Mansur Latif Karapapak beyleri
    Osmanlı'ya arka daldı Mihrali

    Sürü sürü koyunları geçirdi
    Yılkı çekip atlarını aşırdı
    Kafkasya'dan beri sürdü getirdi
    Urusya'dan çok bac aldı Mihrali


    -3-
    Mihrali Bey Atlıları Türküsü
    **

    Ehli İslam olan eşissin bilsin
    Can sağ iken yurt vermeniyh tüşmana
    İsterse Uruset ne var ki gelsin
    Can sağ iken yurt vermeniyh tüşmana

    Kurşanıng kılıncı geyhiniñ donu
    Kavga bulutdarı sardı her yanı
    Doğdu koç iğiding şan almakh günü
    Can sağ iken yurt vermeniyh tüşmana

    Esger olan bölüyh bölüner
    Kars Kalası sandız mı ki alınar
    Boz atdar üstünde kılınç çalınar
    Can sağ iken yurt vermeniyh tüşmana

    Kavga günü namert sapa yer arar
    Er olan göğsünü tüşmana gerer
    Cem-i ervah biznen meydana girer
    Can sağ iken yurt vermeniyh tüşmana

    Hele Al-Osman'ın görmüyüf zorun
    Din gıyratı olan tederiyh görüñ
    At tepiñ baş kesiñ Kazağ'ın kırıñ
    Can sağ iken yurt vermeniyh tüşmana

    Men-Esfer'di(r) biling Urusuñ esli
    Orman yabanısı balıhçı nesli
    Hınzır sürüsüne dalıf kurt misli
    Can sağ iken yurt vermeniyh tüşmana

    ŞENNİYH ne durursun atdarı miniñ
    Sıyra kılınç tüşman üstüne dönüñ
    Artajakhdı(r) şanı bu Al-Osman'ıñ
    Can sağ iken yurt vermeniyh tüşmana
    Âşık ŞENLİK


    -4-
    93 Kars Kavgaları Türküsü
    *

    Gümrü'den yörüdü şapkalı Kazak
    Kars içinde eser bir acı sazak
    Kaptan Paşa diyer: Devranı bozak
    Gel beri gel beri bizim Osmanlı
    Kavga koptu Kars'ın başı dumanlı

    Yaktı gülşen yurdu zâlim saldadı
    Loris de zulmedip verdi berbadı
    Ardahan kan ağlar gözler imdadı
    Gel beri gel beri bizim Osmanlı
    Kavga koptu Kars'ın başı dumanlı

    Mirali Paşa da çok mertlik etti
    Mansur'un evini yıktı dağıttı
    Hacı Veli'nin de toyunu tuttu
    Gel beri gel beri bizim Osmanlı
    Kavga koptu Kars'ın başı dumanlı

    Muhtar Paşa aldı Gazi şanını
    Çevirdi Moskoflar çevre yanını
    Yahnılar koparttı Nuh tufanını
    Gel beri gel beri bizim Osmanlı
    Kavga koptu Kars'ın başı dumanlı


    -5-
    Mihrali Bey

    -Uzunhava-

    Ben gidiyom Rüştü Bey'im ağlama
    Köz koyup da ciğerimi dağlama
    Alay gitti beni burda eğleme
    Yemen'e de benim ağam Yemen'e
    Erdi m'ola Mihrali Bey Yemen'e
    Kurdu m'ola çadırları çimene
    Oğul köz düştüğü yeri yakar kime ne
    Oğul dert benim değil mi vallah kime ne

    Ben gidiyom Rüştü Bey'im sana bir nişan
    Susuzluktan alayları perişan
    Hiç iflah olur mu Yemen'e düşen
    Bağlantı

    Mihrali'yi sorarsan ezelden yaslı
    Çifte al kılıcın uçları paslı
    Ta ezel ezelden yaslıyım yaslı
    Bağlantı

    Mihrali'yi sokaklarda tuttular
    Ağamı da bir kurşuna sattılar
    Mihrali'yi Yemen'e de attılar
    Bağlantı

    Mihrali Bey Hamidiye alayı
    Düşmanlar çıkardı türlü belayı
    Nedir Ali Bey'im bunun kolayı
    Bağlantı

    Devlete bağlıdır şu senin başın
    Cihanda aransa bulunmaz eşin
    Elliyle altmışa yakındır yaşın
    Bağlantı

    Kum tepesi oldu görünmez otlar
    Açlıktan ölüyor küheylan atlar
    Kardaş şehit düştü nice yiğitler
    Bağlantı

    Arap atlar geldi bağlanmak ister
    Kömüşlerin geldi yağlanmak ister
    Rüştü Bey büyüdü evlenmek ister
    Bağlantı

    (Rüştü Bey : Mihrali Bey'in oğlu Ali Bey : Mihrali Bey'in kardeşi)


    -6-
    Mihrali Bey'e Ağıt

    Bell'oldu gittiğin benim efendim
    İndelhan olanlar seni arıyor
    Yıkıldı bir yanı koca Sivas'ın
    Dervişan olanlar seni arıyor

    Bozuldu elvanı yüce binanın
    Gamı arttı içindeki çobanın
    Kesildi kısmeti hane viranın
    Cennette gılmanlar seni arıyor

    Yükledi göçünü can Mehmet Ali
    Bir zaman dillerde söylensin hâli
    Mahir Bey kızının kırıldı kolu
    Akıttı al kanlar seni arıyor

    Gayri şahin uçtu dalda yar kaldı
    Vefasız dünyanın ömrü az kaldı
    Bağlar çiçek açmış güllü yar geldi
    Bahçıvan olanlar seni arıyor

    Ne muhalif değdi feleğin taşı
    Yaktı nâsı ayrılığın ateşi
    Yine eşkiyalar kaldırdı başı
    Bezirgân olanlar seni arıyor

    Hani senin gibi ellerde rehber
    Senden ziya umar günler geceler
    Çarşılarda esnaf köylerde rençber
    Dağlarda çobanlar seni arıyor

    Olanca muradın mahşere kaldı
    Felek bu belâyı bizlere saldı
    Âşık RUHSATÎ de meddahın oldu
    Nice pehlivanlar seni arıyor


    -7-
    Mihrali Bey'in Sivas'a Geliş Destanı

    Nasıl methetmeyem Mihrali Bey'i
    Sivas ülkesinin beyi geliyor
    O zâlim düşmanın elinde kalmaz
    Sivas ülkesinin beyi geliyor

    Herkes kaderine boynunu eğe
    Ünü dağılmıştı şehire köye
    Zarar ziyan gelmez Mihrali Bey'e
    Sivas ülkesinin beyi geliyor

    Acem yiğididir yahşıdır yahşı
    Gösterir kendini kemâli şahsı
    Ahbabı yaranı giderler karşı
    Sivas ülkesinin beyi geliyor

    Köyü Acıyurt'tur yeri Konak'tır
    Böyle bir yiğidi görmeli çoktur
    Yiğitliği veren ol Gâni Hak'tır
    Sivas ülkesinin beyi geliyor

    Püryânî bu anda söyler bitirir
    Hakk'ın birliğine şükür yetirir
    Yurdun şerefini beyler artırır
    Sivas ülkesinin beyi geliyor
    Tokatlı Âşık PÜRYÂNÎ
    *


    -8-
    Mihrali Bey Ağıtı

    Nasıl methedelim Mihrali Bey'i
    EyvaH Mihrali Bey gitti gelmedi
    Düşman mı oldular kahraman sana
    Eyvah Mihrali Bey gitti gelmedi

    Malın mülkün mirasçılar paylaşır
    Rüştü Bey'in Konağ'ında eğleşir
    Bacıların "Gardaş" deyi ağlaşır
    Eyvah Mihrali Bey gitti gelmedi

    Sürmeler çekilir kirpiğe kaşa
    Mihrali Bey o Yemen'e ulaşa
    Günler sıcak olur çıkamaz başa
    Eyvah Mihrali Bey gitti gelmedi

    Vasfedelim Mihrali Bey halını
    Yiğitliğin şerefini şanını
    Çifter hanım bekliyorlar yolunu
    Eyvah Mihrali Bey gitti gelmedi

    Acıyurt iklimi Konak Köyü'nü
    Ne bayramı belli ne de düğünü
    Gözlerim gelmedi Ali Bey'imi
    Eyvah Mihrali Bey gitti gelmedi

    İsa Bey'in O'nun büyük gardaşı
    Yemen'e yapmağa gitti savaşı
    Ağlar Sivas halkı döker göz yaşı
    Eyvah Mihrali Bey gitti gelmedi

    Aştı çayır çimen güller nergizler
    Bütün yasta kaldı gelinler kızlar
    Sivas ahalisi yolunu gözler
    Eyvah Mihrali Bey gitti gelmedi

    Yemen dedikleri gayet sıcaktır
    Konak Mihrali Bey yalan ocaktır
    Ahbabın yarenin dostların çoktur
    Eyvah Mihrali Bey gitti gelmedi

    Mihrali Bey ünün duyanlar ağlar
    Gam çeker dostların kara yas bağlar
    Ulaş Nahyası'nda köyler kan ağlar
    Eyvah Mihrali Bey gitti gelmedi

    Ummazdım ki ol Yemen'de kalasın
    Sıcağından böyle bir hoş olasın
    Kars'ın kumandanı Acem balası
    Eyvah Mihrali Bey gitti gelmedi

    Kahraman Mihrali yiğit bir kişi
    Ne yazı bellidir ne soğuk kışı
    Topladı orduyu otuz bin kişi
    Eyvah Mihrali Bey gitti gelmedi

    Ne diyelim senin yiğitliğine
    Âlem and içiyor hürmetliğine
    Hak'tan bir inayet kuvvetliğine
    Eyvah Mihrali Bey gitti gelmedi

    Biter mi hiç Mihrali Bey davası
    Aslanın boş kalmaz yurdu yuvası
    Bir beş değil atmış köyün ağası
    Eyvah Mihrali Bey gitti gelmedi

    Öyle bir kumandan öyle paşaydı
    Biner ata yüce dağlar aşardı
    Mayetinde nice yiğit yaşardı
    Eyvah Mihrali Bey gitti gelmedi

    Bu Mihrali Bey'in bu halı böyle
    Konuşurdu ağa paşa bey ile
    Dinlen gel Püryânî yeniden söyle
    Eyvah Mihrali Bey gitti gelmedi
    17.3.1984
    Tokatlı Âşık PÜRYÂNÎ


    -9-
    Mihrali Bey Destanı

    Nasıl methetmeyem Mihrali Bey'i
    Her yerde şerefi ünü söylenir
    Yaptığı yiğitlik aklıma düştü
    Üzerinden geçen günü söylenir

    Bey'in çoktur anlatırsak davası
    Titretti elinde koca Sivas'ı
    Sürüyü sakladı Kangal Ağası
    Her yerde şerefi şanı söylenir

    Mihrali Bey ata biner yürürdü
    Düşman görse korkusundan erirdi
    Doksan üç'te gelenleri korurdu
    Asâleti cinsi dini söylenir

    Mihrali Bey sözlerini açmalı
    Bunu yazıp tarihlere geçmeli
    Kılıcıyla korkuturdu düşmanı
    Kılıcı kalkanı kını söylenir

    Mihrali Bey konu açanlar açsın
    Senin ünün her tarafa dolaşsın
    Dinlensin Mihrali tarihe geçsin
    Verilir bu vasfı dili söylenir

    Mihrali Bey'imi bilenler bilir
    Güçlü idi bir orduya baş gelir
    Ol her yerde kahramanlık söylenir
    Böyle kahramanın hali söylenir

    Mihrali Bey çıktı gine meydana
    Ne kadar hanımdır doğuran ana
    Kılıcı bölendi al kızıl kana
    Gülşen bahçesinde gülü söylenir

    Mihrali Bey senin nasıl duyuram
    Yiğitlerden seni seçem ayıram
    Yaradandır seni böyle kayıran
    Püryânî bugünkü gün bunu söylenir
    17.3.1984
    Tokatlı Âşık PÜRYÂNÎ


    -10-
    Mihrali Bey

    Aslan yatağını görmeye geldim
    Kaldığı yerlerdir Merali Bey'in
    Konağ'ı görünce düşlere daldım
    Olduğu yerlerdir Merali Bey'in

    Kahpeleri almaz imiş araya
    Ak dememiş hatır için karaya
    Seksen bir'de göçüp işte buraya
    Geldiği yerlerdir Merali Bey'in

    Her ana doğurmaz böylesi eri
    Hayatında adım atmamış geri
    Arayıp gönlünce kalacak yeri
    Bulduğu yerlerdir Merali Bey'in

    Dağların çökmüştür duman üstüne
    Şiirler yazmışım zaman üstüne
    Beş yüz atlısını yemen üstüne
    Saldığı yerlerdir Merali Bey'in

    İSMETÎ der cihat etti yılmadı
    "Hürriyet demişti hayatın tadı
    Tarihte şanına yakışan adı
    Aldığı yerlerdir Merali Bey'i


    III - MİHRALİ BEY'İN SOYKÜTÜĞÜ





  5. #5
    alemextra - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Status : alemextra isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi : Ekim.2003
    Yaş: 37
    Mesajlar : 11.468
    Tecrübe Puanı : 10
    Array

    Kaynak

    IV. KAYNAKÇA:
    Kaynak Şahıslar:

    Beşir Sönmez (48 yaşında Sıvas Acıyurt Köyü'nden) Mihrali Bey'in Torunları Nurettin Memilioğlu (3.4.1984'te vefat etti.) Turgut Memilioğlu Mihrali Memilioğlu (Derleme birkaç sene içinde yapılmıştır.)
    Kayna


    klar:
    Aslan Ensar (1983) Mihrali Bey Destanı Şükrü Elçin Armağanı Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Armağan Dizisi Ankara s. 11-17.
    Danişmend İsmail Hâmi; İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi Cilt: 4 İstanbul 1972.
    Gazi Ahmed Muhtar Paşa 1328 (1912).Sergüzeşt-i Hayatımın Cild-i Sânisi Anadolu Rus Muharebeleri İstanbul s. 86.
    Gencosman Kemal Zeki (1972) Türk Destanları İstanbul s. 142-149.
    Güney Eflatun Cem-Çetin Eflatun Güney (1963) Ruhsatî Hayatı ve Şiirleri s. 182-183.
    Hacılar Valeh Borçalı Mehralı Bey Tarihi Hekiketlerde (2001) Bakı.
    Kars Savunmasında Bir Destan Kahramanı Şubat 1983 Yıllarboyu Tarih Dergisi s. 43-45.
    Kırzıoğlu M. Fahreddin (1958) Edebiyatımızda Kars II İstanbul.
    Kırzıoğlu M. Fahreddin (1972) Karapapaklar Erzurum
    Kurat Akdes Nimet (1948) Rusya Tarihi Ankara
    Mehmet Arif Bey Başımıza Gelenler 1328 (1912) İstanbul.
    Savaş Destanlarımız (1970) Hayat Tarih Mecmuası S. 6 İstanbul s. 80.
    Sevük İsmail Habib; (1943) Yurttan Yazılar İstanbul s. 336-340.
    Sırma İhsan Süreyya (1980) Osmanlı Devletinin Yıkılışında Yemen İsyanları İstanbul.





    * Karapapak adı tarihte ilk defa 1599 yılında Buhara Hanlığı belgelerinde geçer. Önceleri aşağı İdil civarında yaşamakta iken Timur'un zulmünden yahut da Rusların Kazan'ı işgal etmelerinden dolayı buradan ayrılıp Zerefşan (Semerkand'ın doğusunda) bölgesine gelmişler sonradan Özü (Dnepr) ırmağının batısına geçmişlerdir. Kür-Aras boylarından göçme Sulduz Karapapakları da Tiflis'in güneyinde Borçalı (eski adı: Loru) sancağında mesken tutmuşlardır. Şii ve Sünni inanca sahiptirler. (Mihrali Bey Sünnidir.) Yanlış olarak Şii olanlara Tat ve Acem Sünnilere de Terekeme denilir. Halbuki Karapapakların Acemlikle alâkaları yoktur. Kaza kuzu derisinden kalpak giydikleri için kendilerine bu ad verilmiştir. Karapapaklar zeki çalışkan iyi ata binen iyi silah kullanan bir Türk boyudur. Zengin bir folklora sahiptir. (Acıyurt Köyü Folkloru ile ilgili olarak Türk Folklor Araştırmaları Sivas Folkloru ve Türk Folkloru dergilerinde beş yazımız neşredilmiştir.) 93 Harbi esnasında bir kısmı Osmanlılara yardımcı olurken ne acı ki bir kısmı da (Mansur Tülü Musa Latif Kamil gibi...) Ruslarla elbirliği yapmıştır.


    * Kurt İsmail Paşa 93 Harbi'nde Erzurum Valisi idi. Ahmet Muhtar Paşa'nın İstanbul'a çağırılması üzerine onun yerine vekil olarak kaldı.

    * Mihrali çevrede sık sık at yarışları düzenler Konağında pehlivanlar barındırır böylece ata sporlarının yaşamasına yardımcı olur. Barındırdığı pehlivanlardan Siciminoğlu'nun sırtını o devirde kimse yere getirememiştir. Bu pehlivanı uyurken kalleşlikle öldürmüşlerdir.

    * Bu destanın şâirini maalesef tespit edemedik.
    ** Karapapak Âşık Şenlik (1853-1912) tarafından 1877 Nisan'ında söylenen koçaklama.

    * Cendere Köyü'nden Karslı Bahri Efendi'den derlenmiştir.

    **Mihrali'nin yakınları tarafından söylenmiş olan bu uzun havayı Malatyalı sanatçı Kemal Keskin plağa okumuştur. Bu yüzden bazı çevrelerce Mihrali Bey uzun havası Malatya yöresine mal edilmektedir. Bu yanlışlığı da ilgililer düzeltir düşüncesiyle bilhassa belirtmek istedik. Uzunhava Sivas'ın Acıyurt Köyü'ne aittir.

    Halk her ne kadar "Acem" derse de yazımızdaki Karapapaklar dipnotunda da belirttiğimiz gibi bu yanlış bir yakıştırmadır. Karapapakların Acemlikle alakaları yoktur.

    *Mihrali Bey'in hanımları: Bahar Gülgaz (Gülnaz).


    Alıntıdır


  • Konuyu değerlendir: Bu konuyu beğendiniz mi?

    Mihrali Bey Kimdir - (1844-1906)


    Değerlendirme: Toplam 0 oy almıştır, ortalama Değerlendirmesi puandır.

LinkBacks (?)

Konu Bilgileri

Bu Konuya Gözatan Kullanıcılar

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

Bu Konuyu Paylaşın !

Bu Konuyu Paylaşın !

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •